
DİKKAT! İnceleme spoiler içerir.
Incendies (2010)
Aynı yönetmene ait Arrival (2016) filmini de yeni izlemiş olduğum için, Incendies filmini izlerken iki filmi yönetmen tekniği bakımından değerlendirme şansım oldu. Açıkçası iki filmde de, hele ki Arrival (2016) için konuşmak gerekirse; güzel bir senaryo, doğru müzik seçimleri, sinematografi açısından sanat eseri sayılabilecek sahneler ve çarpıcı bir film sonu mevcut.
Ancak ne yazık ki iki filmde de, Denis Villenueve filmin sonuna odaklanırken; diyaloglarda, olay örgüsünde ve karakter seçimlerinde bana göre başarısız kalmış. Karakter seçimleri konusundaki eleştirim, aslında büyük ölçüde Incendies’e yönelik.
Incendies’i izlerken de, Arrival’ı izlerken de filmin sonunun direkt merkeze alındığı ve tüm detayların sona göre kurgulandığı gözüme çok çarptı. Bu yanlış bir şey değil tabii. Ancak bu kadar göze sokulup, senaryo ve işleyiş kısmı geri plana atılmamalı bence. İki film de, iyi sinematografi ile birleşmiş sürpriz sonlu İspanyol filmleri tadındaydı. Sorun senaryolarda da değil bana göre. Şu iki senaryo, sinema dünyasının kalburüstü herhangi bir yönetmeninin elinde olsa ortaya nasıl işler çıkacağını hayal dahi edemiyorum.

Odağı tamamen Incendies’e çevirmek gerekirse; anne karakterinin gazetecilikten katile dönüşümü, zorlu hapishane günleri, çocukların olayı öğrenmesi ve özellikle tecavüzcü çocuğun olanları öğrenmesi de bu kadar oldu bittiye getirilmeden, derinlemesine işlense daha etkili olabilirmiş. Filmin sonunu bu kadar bekledikten sonra, olay örgüsündeki tüm kopukluklara rağmen final sahnesiyle kısa süreli dumura uğramış olsam da, yine de bu kadar final merkezli bir filmin, finalinin işlenişini daha iyi beklerdim açıkçası. Ayrıca normalde dram filmlerinde bu kadar oturup düşünülmesi gerektiğini de düşünmüyorum. Hissettirdikleri daha önemlidir çünkü bence. Ama Arrival’ı yeni izlediğim için ister istemez bir kıyaslama olayına gittim.
Aklıma takılan başka bir detay ise; havuz sahnesinde, çocuğun anne rolündeki kişiyi tanımaması. Neden tanımalı? Tamam, birçok kadına işkence etti, tecavüz etti. Hepsini hatırlayacak diye bir kaide yok. Ancak anne, hapishanede hiç konuşmamakla nam salan ve “şarkı söyleyen kadın” lakabını almış ikonik bir karakter. Bana göre, burada Denis Villenueve sahneyi tamamen annenin üzerine yoğunlaştırmak ve deyim yerindeyse “rol çalma” olayına engel olmak adına, çocuğun anneyi tanımamasını kullanmış. Havuz sahnesindeki tesadüf zaten biraz amatör kaçsa da, bu durum işi çok daha basit kılmış.
ps: “Radiohead – You And Whose Army?”