İnceleme: Arctic (2019) | polimats.com

Giriş

Brezilyalı yönetmen Joe Penna'nın ilk uzun metraj yönetmenlik deneyimi olan Arctic, gösterime girdiği hafta sonunda 3 bin kişi tarafından izlenerek hayal kırıklığı yaratan bir gişe açılışı elde etti.

Brezilyalı yönetmen Joe Penna’nın ilk uzun metraj yönetmenlik deneyimi olan Arctic, ilk gösterimini Camera d’Or ödülüne aday gösterildiği Cannes Film Festivali’nde yapmıştı. Film, festivalden eli boş dönse de; film için yapılan yorumlar genelde olumluydu. Ancak 19 Nisan 2019’da ise Türkiye’de vizyona giren Arctic, gösterime girdiği hafta sonunda 3 bin kişi tarafından izlenerek hayal kırıklığı yaratan bir gişe açılışı elde etti.

İnceleme: Arctic (2019) 1
Yazının bundan sonraki bölümü spoiler içermektedir.

Arctic, okuduğum eleştiriler ve inceleme yazıları sebebiyle beklentiyi çok yüksek tutarak gittiğim bir film değildi. Mads Mikkelsen, Polar filmi ile beni biraz hayal kırıklığına uğratmış olsa da; Jagten (2012) ve Hannibal dizisindeki performansı ile bendeki kredisi kolayca bitecek türden değil.

Arctic Nasıl Bir Film?

Filme gelecek olursak; Arctic, kısaca kaza sonucu ıssız bir kutup noktasına düşen bir adamın hayatta kalma mücadelesi olarak özetlenebilir. Filmin konusu, geçtiği mekan ve Madd Mikkelsen’ın oyunculuk kabiliyeti dikkate alındığında, filmi izlemeden önce ilk bakışta başarılı bir minimal film olabilme potansiyeli taşıyan Arctic’in, bu konuda vasatı aşamadığını düşünüyorum.

Öncelikle, ana karakter Overgard’ın (Mads Mikkelsen) hikayesindeki eksik parçaların, film boyunca izleyicilerin kafasında soru işaretleri oluşturduğunu ve bu sebeple de izleyicilerin filmin içine girmede sıkıntılar yaşadığını düşünüyorum; çünkü ana karakterin ne amaçla ve kaç gündür orada olduğunu bilmeden, bir hikayenin ortasını, hatta sonunu izledik.

arctic

Aslında belki de yönetmen Penna tam olarak bunu izletmek istedi. Kim olduğu ya da ne olduğundan bağımsız olarak bir adamın hayatta kalma mücadelesine tanıklık etmemizi istedi. Ancak, ana karakterin eksik hikayesinin film kurgusunda yarattığı zayıflığı, gereksiz yere dramatize edilen sahnelerle doldurmaya çalıştı. Bu sahnelere Overgard’ın son sahnede helikopteri gördüğü anda helikoptere koşmak yerine, tepeden aşağı inip kadını almaya çalışması ya da helikopter gittikten sonra kadını helikoptere doğru tutup bir şeyler söylemesi gibi sahneler örnek verilebilir.

Ayrıca, filmle ilgili anlam veremediğim kısımlardan diğer bir tanesi filmin finaliydi. Tüm film boyunca dramatize öğelerle adeta kötü sona hazırlanmış bir film, son dakikada görünen 3-4 saniyelik helikopter görüntüsüyle bir anda tamamen farklı bir noktaya geldi. Genelde bu sürpriz mutlu sonlar, sinema izleyicilerinin büyük çoğunluğunun alıştığı mutlu son klişesini gerçekleştirerek izleyiciyi memnun etmek amacıyla yapılabiliyor.

Arctic’e biraz da iyi yönlerinden bakmak gerekirse; filmin sinematografisi, filmle ilgili olumlu anlamda en öne çıkan unsurdu bence. Tamamı kutup ortamında geçen sahneleri, bana göre birçok kez doğru açılarla izledik. Bu yüzden de Arctic, görsel anlamda kesinlikle tatmin eden bir filmdi. Öte yandan, zayıf senaryoya rağmen Mads Mikkelsen, film boyunca kendini izlettirdi ve alışmış olduğumuz oyunculuğundan bizlere güzel bir kesit sundu. Özellikle çiğ balık eti yediği sahnede kameranın Mads’e odaklanması, bana küçük bir Hannibal göndermesi gibi geldi.

Özetle, Cannes Film Festivali’nde Camera d’Or’a aday gösterilen bir filmden ister istemez daha fazlasını beklerdim. Bu yüzden Arctic, düşük beklentilerle gitsem de; içten içe beğeneceğimi düşündüğüm bir filmdi ancak ne yazık ki bende hayal kırıklığı oluşturdu.

Abone Ol

Yeni yazılarımızdan kolayca haberdar olmak istiyorsanız e-posta adresinizi bizimle paylaşmanız yeterli.

Yorum Yap